Ehl-i Sünnet alimlerinin hemen tamamı imanın hakikatini kalbin tasdiki olarak ele almışlardır. Bu nedenle amel konusu imanın bir parçası olarak görülmemiştir. Yani bir kimse iman esaslarına kalben tam olarak inanmış olsa o kimsenin mümin olarak isimlendirilmesi için bu yeterli görülmüştür.
Haricilere göre ameli imanın bir cüzü bir parçası ve aslı olarak kabul ettiklerinden amel etmeyen veya büyük günahlar (günah-ı kebâir) işleyen kimselerin durumu ile ilgili olarak büyük günah işleyenler ve ibadetleri yapmayanların hatta sagire ifade edilen küçük günahları bile işleyenlerin mümin olarak kabul edilemeyeceğini bunların kafir olduklarını söylemeleri bu konuların tartışılmasını doğurmuştur.
Mutezileye göre büyük günah işleyen kimseler imandan çıkarlar, fakat hemen küfür içerisine girmezler. Eğer ölmeden önce tevbe ederlerse mümin olarak, tövbe etmezlerse de kafir olarak öleceklerdir. Büyük günah işleyenin durumu ile ilgili olarak “el, menzile beyne’l -menzileteyn” ilkesini geliştirmişlerdir.
Matürîdî ve Eş’ari kelamcılarına göre amel imanın bir cüzü değildir. İmanda esas olan kalbin tasdikidir. Tasdik bulunduğu zaman amel olmasa da bu kimseyi imansız olarak görmek yanlıştır. İmanını dili ile söyleyen kimsenin mümin olduğu kabul edilir. Amel konusuna gelince amel mümin için çok önemlidir. Ameli terk eden kimse günahkardır fakat mümindir. Allah dilerse o kimseyi bağışlar dilerse de bağışlamaz. Öldüğü zaman günahı affedilmeyenler bunun cezasını çekerler. Fakat kalplerinde olan imandan dolayı er veya geç sonunda mutlaka cennete girerler. islamiyet iman amel ilişkisini bu şekilde ele almıştır.