Peygamberimize mektup nasıl yazılır?

sponsorlu baglantilar:

Mevlid kandilini geride bıraktık. Şimdi ise kutlu doğum haftasını sabırla bekliyoruz. Çeşitli etkinlikler düzenliyor ve yarışmalar yapıyoruz. Bütün bu aktivitelerde, sevgililer sevgilisi Hz. Muhammed (s.a.v) sevgimizi artırmasını ve insanlığa ışık olmasını amaçlıyoruz. 

Peygamberimize naat ve mektup yazmak belki de kişinin sevgisini göstermesinin en güzel yollarından birisidir. Bu bağlamda sizlere ışık olması ümidiyle (ders mahiyetinde) başka arkadaşların yazdığı naatları sunuyoruz:

Efendim,
sana sesleniyorum ötelerden.
Aczime bakma, çehreni asma,
çevirme gül cemalini bu mücrim yüzden.
Bakma, yüzsüzlüğüm deli cesaretimden,
Sen, alemlere rahmetsin mahrum etme cemâlinden.

Efendim,
sana sesleniyorum ötelerden.
Bırak, yanında kıtmîrin olayım.
Başka bir hünerim yok fânî dünyada
bırakma beni, ak kor oldum yangınlarımda.
Gözyaşlarım söndürmez alevimi biliyorum,
hangi günahımı itiraf edeyim, hangi birini!
Hangisini setreyleysem acaba, hangilerini!
Eller, gözler, yerler ve gökler şâhit,
deliller ortada ayan beyân, suçum zâhir.
O kadar çok ki, mücrim bile denmez bana
ama ümitsiz de değilim, ümidim senden.
Bakma bana, itirafım deli cesaretimden
Sen, alemlere rahmetsin mahrum etme merhametinden.

Efendim,
sana sesleniyorum ötelerden.
Ne dünyaya teşrifini gördü bu gözler
ne de emanetini en Emîne teslim edişini.
Yâ veyl! bu gözler ki kavruldu nâr-ı haramdan
temâşası hep zilletti, her nazarı zillet-i hevâdan.
Oysa ne hicranlı günler gördü, o mübarek gözlerin
ne yaşlar döktü bize “ümmetî, ümmetî” diye.
Biz sana layık olamadık, Efendim!
Emanetine sahip çıkamadık hiç!
Yırttık pervasızca ahd-i fermanını,
kaldırdık gönüllerden, o yüce Kitâbını.
Takıldık, tökezledik, düştük sekr-i dünyadan,
ağlanacak halimize hep güldük Efendim.
Güzel sözler boş sözler oldu, zaman başka zamandı
binlerce asır geçmişti üstünden, terakki hayaldi.
Ne olur, aczimi affet, şikayetim yalnız kendimden
dedim ya bakma, haykırışım deli cesaretimden
Sen, alemlere rahmetsin mahrum etme şefkatinden.

Efendim,
sana sesleniyorum ötelerden.
Kaybettik içimizdeki o çocuk masumluğunu.
Tilkilik, kurnazca ruhumuzda geceledi hep.
Uludu, iyiliği paramparça eden seyyiât
Sen taşlara, darblara, sövgülere lâyık görüldün.
Bize ise miras kaldı şatafatlı, rahat bir hayat.
Anneler yine gebeydi, salih evlatlar yok oldu.
Nice firavunlar, ebu cehiller, nemrutlar doğdu.
Kendi elimizle, kendimizi ateşlere attık.
Yanıyoruz, yetiş, tut elimizden, yok olduk!
ah pişmanlık, ah cahillik, ah yok olası feryât!
Sâhi, sâhi değildi miydi, avuntu muydu heyhât?
Savınca musibeti Yaradan, nisyân ile kavrulduk.
Beşeriz, şaşarız bırakma ellerimizi tut yeniden.
Bize bakma, serkeşliğimiz deli cesaretimizden
Sen, alemlere rahmetsin mahrum etme muhabbetinden.

Efendim,
sana sesleniyorum ötelerden.
Seni bize güzel anlattılar hep.
Güzellik bile haya edermiş yanında.
Yalan, ihanet, kibir yanına uğramazmış hiç.
Muhammedü’l Emin diye seslenilirmiş sana.
Bir güzel ravzada, güllerin Efendisiymişsin
Ebubekir, Ömer, Osman ve Alilerin varmış değil mi?
Biliyorduk, duyuyorduk, uymuyorduk, uyuyorduk.
İşimize gelmiyordu çünkü; işimiz gidiyordu elimizden.
Siz tek tek açmıştınız, en güzel bahçelerde.
Biz tek tek soldurduk, kaldık kupkuru çöllerde.
Tüm güzellikleri çarçur ettik, tel tel döküldük
Tül tül alevlenen uhuvveti, şakağından vurduk.
Köhneliğine tutulduk müzeyyen hayatın, vurulduk.
Oysa hepsi bir amel-i şeytanmış, çok geç uyandık.
Tutunacak dalımız yok derken, seni gördük Efendim.
Alır mısın yanına, basar mısın bağrına yeniden?
Bakma bize, yaptıklarımız deli cesaretimizden
Sen, alemlere rahmetsin mahrum etme kendinden.

*******************************

Nur-u şiddeti zuhuru yaktı kalbi kuburu
Vaveylayı cesedidir yaşamın sensiz suduru.
Arş-ı azamı titretir kalbi hatırat-ı fakir.
Gayrı nasıl bilelim senin duan neye kadir.
Sen âlemler efendisi kâinatın meyvesi.
Senden ayrı olanı sıkar tenden kafesi.
Sevgin sebebi hilkat aşkın geçirir sırat.
Bizi sensiz bırakma ey Eşref-i mahlûkat.
Şefkatinle bizlere şefaat elin uzat
Seni seven ümmete komşuluğundur murat.
Dünya gemisine bindin ”ümmeti” indin “ümmeti”.
Ümmetin gafletle unutsa da sana hürmeti
Adın anılınca titrer kalbi ağlar gözleri.
Çünkü hepsinin vardır kalubela sözleri.
Çağlar arkasından çağrına “lebbeyk “ diyen
Asrındaki her hali haline hemhal eden
Koçyiğitlerimiz var cengine devam eden
Her an kutlu yolunda adın için inleyen.

********************************

Bugün sessiz bir ramazan gecesi,
Kaleme düştü yine hüznün hecesi,
Sessizliği dinlerken göğsüm daraldı,
Sensizlikle yaşarken yaşam mı kaldı?
Ey Nebi ümmetini başka haller aldı,
Senden sonra onlar düyaya daldı,
Neden sonra sünnetin kitaplarda kaldı,
Korku ümmetinin üstüne nam saldı,
Yitik emanet ilimi cahiller çaldı,
Nazargah-ı ilahiyi işgal eden maldı.
Daha kaybedecek neyimiz kaldı?
Derken geceyi aydınlatan ışıklar göründü,
Sanki kuran onlarla ete kemiğe büründü,
Gafil aklımın bozuk cep feneri söndü,
Gördüğü o nurları gönlüne gömdü.
Anladı ki herşeyde bir güzellik var,
Bu kapkara geceden bir güneş çıkar,
Zira rabbimiz Rahim, Hakim ve Kahhar,
Onun izni olmadan yaprak düşmezmiş,
Onun emri olmadan bıçak kesmezmiş,
O kun (feyekun) demeden varlık olmazmış,
O serin ol deyince ateş yakmazmış.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.